3 Ocak 2010 Pazar

Bölüm 1: Ürkek Buz Tanesi

Gri Kış - Ürkek Buz Tanesi


Bir erkek bir kadını nasıl sever?

Beni asla terk etme demiştim. “ Bu tutabileceğim bir söz değil. Sana yalan söyleyemem Gri Kış.” demiştin.

Böyle başlamama şaşırdın mı? Şaşırtmayı severim. Hatırlarsan benim neye, nasıl tepki vereceğimi hiçbir zaman kestirememiştin. Sanırım bende en çok bunu seviyordun. Seni suçlamayacağım. Yazıya başladığım cümlelere aldırma. Ne yazacağımı bulamadım. Tam on dakikadır aptal Word sayfasına bakıyorum. Ne zaman sana yazmaya kalksam cümleler sessiz çığlıklar gibi boğazıma diziliyor.

Bir erkek bir kadını nasıl sever?

Seni nasıl seveceğimi bilmiyorum.

Bir erkek bir kadını neden sever?

Mutlu olman için sana ne verebilirim?

Bir erkek bir kadını neden sever?

Kes artık şunu ! Bilmiyorum.

Hava soğuk… Üst üste giydiğim kazaklar işe yaramıyor. Bu yüzden battaniye de aldım üzerime. Hava soğuk ve pencerelerim sımsıkı kapalı. Sadece soğuğu değil hiçbir şeyi içeri almak istemiyorum. Bu şehri ve bu evi sevmediğimi biliyorsun. Artık sevmiyorum. Ben ancak çok sevdiğim birinin yanında mutlu olabilirim. Bunu bana söyleyen sendin. Söylediğin her sözü tekrarlamayacağım. Ama anlamalısın, söylediğin her söz bir anafor gibi beynimde dönüp duruyor. Hep bir şekilde benimlesin. Sen gitsen bile bana kattıkların, söylediğin sözler, birlikte dinlediğimiz şarkılar kaldı geriye… Bir şekilde günü geçirmemi sağlıyorlar. Ergenlik aşkından yeni ayrılmış sarsak kızlar gibi odama kapanıp bütün gün ağladığımı sanma. Sadece kendi içime kapandım ben. Çok şikayet ettiğin danışma gruplarıma bile senden bahsetmiyorum artık… Senden, başkalarına söz etmeden acımı yaşıyorum. Tamam, yine şikayet etmiyorum diyeceksin, anladım. Ne müthiş bir sözcüktür; anladım ! Kelimelerin büyüklüğünü ve önemini ancak yazınca anlarız demiştin. Birbiri ile alakasız sözcükleri bile yan yana getirince kendimizce bir anlam getirebiliriz. Peki bizim bir araya gelmemizin anlamı neydi? Nasıl tanıştığımızı hatırlamıyorum biliyor musun? Çok da önemli değil artık benim için… Başta seninle ilgili her şeyi tutmak istedim, unutmamak. Sonradan yapamayacağımı ve bunun bir öneminin olmadığına karar verdim. Yıllardır varlığını bilmediğim birinin sevgisini hissederek yaşadım. Ondan güç aldım, bir gün onu bulabilmek umudu ile yürüdüm. Ayaklarımın beni getirdiği nokta sendin. Zamanını hatırlıyorum. Nasıl hatırlamam ki? Haziran Gecesi… Sana bu ismi söylediğimde anlamamıştın, şaşırmış gibiydin. Birilerine lakap takmaktan hoşlanmazsın. Ben sana bir lakap takmamıştım, sadece bir isim vermiştim. Benim için bir anlamı olan, seni anlatan bir isim… Uzun süre bir hayalle yaşadığım için tekrardan hayallere sığınmak istemedim. Sen bana gerçekliğin çıplaklığı, huzurunu ve soğuk sularda yüzmenin keyfini de öğretmiştin.

Bir erkek bir kadını nasıl sever? Bunu sana belki binlerce defa sordum. Bana bunun cevabını ver. Çünkü rahat edemiyorum. Cevaplanmamış her soru, çözüme kavuşturulmamış her konu beni deli eder. Başka şeylerden bahsetmek istesem de aklıma sürekli bu geliyor. Sana bunları neden yazıyorum değil mi? Bir şey söylemeden çekip gitmeni sessizce kabullenmişken huzurunu neden kaçırıyorum? Huzurlu olduğunu sanmıyorum. ‘ Ben iyiyim. ’ desen bile iyi olmadığını biliyorum. Kendimden biliyorum bütün bunları, sen diğer yarımdın unuttun mu? Beni bütünleyen parçam…

Camdan bakıyorum. Önümdeki kadrajı dolduran en büyük parça büyük dut ağacı. Bir türlü bitmek bilmeyen kıştan fırsat bulup tomurcuklanamıyor. Onun bu halini görmeni istemezdim. Bana çok kötü şeyler hatırlatıyor. Hem senin için hem de benim için. Umarım senin için olanların hiçbiri gerçekleşmez.

Kendini kötü hissettiğinde beni düşün, ben yanında olacağım.

Sen boşuna söz vermezsin.

Söz değil bu… Bir yemin ve inan bana, ben şimdiye kadar hiç kimseye böyle bir konuda yemin etmedim.

Biliyorum, belli olmuyor senin sağın solun.

Cevap yazacağını biliyorum.

2 yorum:

  1. çok güzel yazmışsın tatlım, ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Aaa inanamıyorum! Yeni görüyorum bu yorumunu :D Devamı var bu hikayenin, teşekkür ederim!

    YanıtlaSil